9 Ocak 2014 Perşembe

Hurşut'ça... / UMUT YOK DOSTLAR

Hurşut Atamayır
daha maç öncesi kadrolar elimize geldiğinde içim biraz bulanmıştı doğrusu. bu nasıl kadro seçimiydi, bu nasıl bir anlayıştı? İtalya'dan büyük umutlarla transfer edilen Sezar efendi mi merhem mi olacaktı takıma, uzun Erkan mı? top şişirme uzmanı Müçü bey, toktor Kerem'le uyum yakalayabilecek miydi? Fransız Jan-Piyer Osman olsun, Angaralı Kıvanç olsun sezona iyi hazırlanmışlar mıydı? peki ya üst üste şampiyonluklara ulaşan Can B. artık başarıya doymuş, rehavete kapılmış bir isim değil miydi?

ne yazık ki, bir kere daha haklı çıktık sevgili okur. aslında maçın başlarında biraz umut var gibiydi takımda, heyhat kendini "n'eylerse güzel eyler" imparatorla karıştıran Sezar efendinin harcadığı pozisyonları görünce, "bu maç gider" deyip tribünü terk ettim. bir paket muzlu rondo'yu yiyip arkadaşların sakinleştirmesinin ardından yerime döndüğümde ilk yarı bitmiş, skor 3-0'a gelmişti bile.

"rakip mi çok iyiydi?" diye soracak olursanız, elbette "hayır" diyeceğim. kendisine Arjantinli süsü veren Cem T.'nin uzaktan attığı iki golü ancak Milliyet "mikemmel gol" diye çakma video galerisinde yayınlar! bu işi bilenlerse gollerin şans eseri olduğunu teslim edecektir. üstelik de bir de "ayyy ayağımmmm" narasıyla nizami bir gole faul almışlığı var ki, ayıptır, günahtır, yazıktır. o gol sayılsa önlüksüz takımın farkı kapatması için bir umut doğardı belki de. biz tabii gerekli eleştirileri yapardık yine muhakkak.

 sonuçta iyi oynayanın kazandığı değil, uyumsuz olanın kaybettiği bir maç oldu. en azından ben kopuk kopuk izlediğim maçtan bu intibayı aldım. "gelecek için umut var mı?" derseniz, üzülerek "yok" derim. "daha ilk hafta çok acımasız değil misin?" diyen dostlara da "acımasızlığımız öngörü sahibi olmamızdandır, biz bu işe yıllarımızı verdik" cevabını veririm.

Tribün Eksperi Abbas / HAYAL KIRIKLIĞI

Abbas Balaban
Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba sevgili dostlar. Geçen zamanı nasıl değerlendirdiğimi sormayın. Bir kere çok sevgili bir dostumu kaybetmenin acısını yaşadım, yasını tuttum çok uzun bir süre. Evet, sizlerin de bu sayfalardan tanıdığı değerli meslektaşım, ama en önemlisi bir can dostum, sofistike düşüncelerin yakışıklı filozofu, dokunaklı dizelerin hançerli şairi, bir spor âşığı, bir İstanbul beyefendisi olan Haşmet Yılmazcan'ı, Azrail elimizden aldı. Hem de nasıl? Eyüp tepelerinden Haliç'in sularına derin derin bakarken arkadan çarpan bir halk otobüsü... Girmeyeceğim o konulara, çok kızgınım, kırgınım.

Mevzumuza gelelim; biraz Suat... ve Racır Lömer'in mirası İtalyan forvet bozuntusu Kıvanç'tan bahsedelim. Yılın ilk maçı beklentilerin üstünde bir seyir zevki sundu, teslim edelim. Ancak odaktaki ikilinin mücadelesi tat vermedi bu hafta. Bizim Nartallo kılıklı adeta ezildi Suat'ın cüssesi -ve futbol tekniği- altında. Müsabaka dengedeyken, iki taraf da temkinli oynuyordu, kozlarını sona saklıyordu sanki. Ancak Kıvanç'ın dahil olduğu Önlüksüz takım peş peşe şanssız gollerle geriye düşünce, İtalyan forvetimiz tersini göstermeye, Suat efendi de top saklayarak rakibinin sinirini bozmaya başladı. Kendi takımının hedeflerinden tamamen kopan the senior Koçak Brother işi Suat'la mücadeleye dökünce, psikolojik üstünlüğünü de kaybetti. Ondan sonra ise, afedersiniz kedinin fareyle oynadığı gibi, oynadı Suat, bizim Kıvanç efendiyle.

Tabii, Suat efendinin müzmin zaaflarını biliyoruz, yıllarca yazdık: üstünlüğü sağlayınca derhal gevşeyip, şova kaçmak, böylece saçmalayıp elindeki avantajı kaybetmek... Böylesi anlardan birinde rakibine geçilince sert bir tekmeyle indirmek zorunda kaldı. Milyonların soluklarını tuttuğu andı o! O cılız baston kurusu gibi yerde kıvrılan çakır gözlü İtalyan'ın bir anda ayaklanıp dev bir cüsseyle rakibinin karşısına dikilip hesap soracağını sandık, öyle alev alevdi bakışları. Allah'a şükür Suat efendi alttan aldı, özür diledi de, Kıvanç efendi sakinleyip çekildi olay yerinden.

Netçe itibariyle, müsabakanın galip tarafının her yönüyle Suat efendi olduğunu söylemekliğimiz gerekir. Öyle ki, maçın sonlarında bir karambol topunu filelere göndererek nafile bir gole imza atan Kıvanç Efendi bu küçük başarısını adeta safaride aslan avlamış gibi ayağını yerde kalan rakibinin üstüne koyarak kutladı. Tabii bu bir anlamı olmayan zafer kutlamasına ne takım arkadaşları iştirak ettiler, ne de tribündeki yandaşları. Bendeniz de dudağımın kenarında, müstehzi bir kıvrımla izledim sahneyi, naçizane.

2014 2. hafta puan durumu*



* 1. hafta müsabakası yılın ilk gününe denk geldiği için iptal olmuştur.

27 Aralık 2013 Cuma

Dört sene üst üste ŞAMPİYON olduk!

Kamuoyu bu büyük başarıyı herhalde takdir etmemezlik edemez. 2010 senesinin Ocak ayında tutmaya başladığımız puantajda, dördüncü seneyi de aynı isim, Can Bey, şampiyon olarak tamamladı. 2. sırada Sezar Bey'i görüyoruz. Son haftalara kadar önde götürdüğü mücadelenin son virajında, herhalde fiziki yetersizlikten olacak, liderliğini koruyamayarak güçlü rakibi tarafından geçildi.

Son haftalarda tayini çıkması hasebiyle müsabakaları kaçıran Sami Bey, muhtemelen devamlılık gösterebilse bu sezonu şampiyon tamamlayacaktı. Buna, Can Bey'in şansı dememiz gerekir. Erkan Bey ve Kıvanç Bey'in tabela mücadelesi de yarışın en heyecan verici fenomenlerinden biriydi. Biri usta biri acemi iki rakip yarışmayı aynı puanda tamamlasalar da, galibiyet yüzdesi nedeniyle, Erkan Bey'i yukarıda varsaymak gerekmektedir.

Galibiyet oranında Kerem L. Beyler'i listenin başında görüyoruz. Oynadığı 37 müsabakanın 22'sini kazanarak bu alanda birinciliği elde eden Erkan Bey de takdire şayandır.

Elbette, bir sezonda tek başına 26 mağlubiyet elde eden Fahri Führerimiz Hüsnü Bey, tebriklerin en fazlasını hak ediyor. Bu alanda en yakın rakibi, o da ancak 21 mağlubiyetle, Sami Bey olabilmiştir. Açık ara bir başarıdır bu.

Yeni sezonda görüşmek dileğiyle...

2013 52. hafta puan durumu




2013 51. hafta puan durumu



12 Aralık 2013 Perşembe