17 Ocak 2014 Cuma

Mahmut Bavulsu bildiriyor / Ona göre OYNAYACAKMIŞ!

Mahmut Bavulsu

Bildiğiniz gibi, müessesemiz 2010 senesinden beri oynanan maçların kaydını tutuyor. O tarihte büyük bir şevkle bu işe başladığımızda, çalışma aşkıyla dopdolu, hevesli gençlerdik. Altı ay boyunca, tuttuğumuz puanların yanında yaptığımız haberler, yazdığımız yazılar, hazırladığımız anketler vesilesiyle hizmet vermeye çalıştık. Peki neden altı ayın sonunda, şevkimiz kaybedip bıraktık bu işleri? Neden sizce? İşte cevabı; aşağıdaki videoda...

Bir de, bize bilgisayar sistemiyle takım yapmayı öneriyor. Utanmıyor evet! 11 Kasım 2010 tarihinde yaptığımız haberi, üzülerek burada tekrar sunmak zorundayız; bizde her şey belgeli.

Buyrun: http://iletisimspor.blogspot.com/2010/11/resmi-duyuru.html.
bu da kendisinin topu aldıktan sonra sitemize verdiği söyleşi ve fotoğraf:
http://iletisimspor.blogspot.com/2010/01/ulasmdan-sonra-topa-da-sponsor-bir.html   

Şahsın açıklamaları için videoyu izleyin.

16 Ocak 2014 Perşembe

Tribün Eksperi Abbas / SOĞUK DUŞ

Abbas Balaban
Maç öncesi Müçü Bey Can Bey’e taktik veriyor, diyor ki: bir tek Hüsnü Paşa’yı ileride bırakıp beş kişi kendi yarı alanımıza çekilirsek, kazanma ihtimalimiz olabilir; rakip çok güçlü, takımlar çok dengesiz…

Kuşlarım bu haberi kulağıma getirdiğinde, karton bardağımla çayımı almış, yerime yeni oturmuşum, henüz dizüstü bilgisayarımı açmış bile değilim.

Derhal kadroları tetkik ediyorum: Müçü Bey’in takımında Kerem L’yi, Can’ı, Ozan’ı, Hasan’ı, Hüsnü Bey’i ve Sezar’ı görüyorum. Rakip? Suat, Fırat, Kıvanç-İnanç kardeşler, Kemal Gökhan Bey… İki de yabancı var, Şiar ve Kadir Deniz…

Evet, rakip daha genç, dinamik, ama bizimkilerin de dirençli bir takım olma şansı var. Bir şartla! Oyun ciddiyeti…

Fakat maç bu ciddiyetle başlamıyor. Ozan efendi, kendini Bahadır Bey’le karıştırıyor olacak, kalecisinden aldığı ilk topla çalıma giriyor ve kaptırıp takımına golü yediriyor. Ha! Topu atan kaleci çok mu doğru atıyor? Hayır ama, Ozan efendi, sen de orada maceraya girmeyeceksin. O topu kaptırırsan, filenden çıkarırsın. İki kere iki dört.

Bereket Kadir var… Bizimkiler Sezar’ın kaptığı topla bir kontratak fırsatı buluyor, Hasan efendi golü inatla atamıyor ama son vuruşunu kaleci vazifesi olmayan Kadir çizgiden elle çıkarınca kazanılan penaltıyı Hüsnü Paşa gole çeviriyor.
İkinci yarıda yine aynı senaryo. Önce 2-1, sonra 2-2… Maç böyle bitecek derken, bizimkilerin yine ciddiyeti kaybettiği, Müçü Bey’le Ozan Efendi’nin sağ kanadı birlikte kapatamadığı bir atakta İtalyan forveti kılıklı Kıvanç 3-2 yapıyor.

İşte futbolu bunun için seviyoruz.

Maçın bitimine 1 dakika kala, imkânsız gerçekleşiyor: Ozan Efendi kendini affettirmek için bireysel ve fiziksel bir mücadelenin sonunda, olmayacak yerden gol çıkarıyor ve eşitliği sağlıyor. Bitiyor mu? Hayır, daha saniyeler var... Paniğe kapılan rakip takım, son topu kullanma sevdasında yüklenirken, ilk penaltının müsebbibi Kadir Bey, bu sefer kaleci vazifesine rağmen orta sahaya kadar çıkıyor, şişirme top Suat’ın başı üstünden aşarken Suat Efendi topu elle tutuyor; böylece kazanılan serbest vuruşu hızlı kullanan Can topu Müçü’ye, o da Hüsnü Paşa’ya aktarıyor; Hüsnü Paşa boş kaleye son golü attığı saniye, maçın da son düdüğü çalıyor.

Takımımızın performansını beğenmemekle birlikte, galibiyet için kutluyorum, yediden yetmişe, bütün futbolcularımızı. Rakibi de, mücadelesinden dolayı tebrik etmek lazım.

Hurşut'ça... / ŞANS DA YOK DOSTLAR

Hurşut Atamayır
ne dedik? "umut yok" dedik. üstelik şans da yok. ne dedik?  "acımasızlığımız öngörü sahibi olmamızdandır, biz bu işe yıllarımızı verdik" dedik. biz bu işe yılarımızı verdik ama bu haftaki önlüklüler gibi şanslı takım da görmedik.

Bombacı Hüsnü, orta yapıyorum diye topa vuruyor gol oluyor. bir karambolde kaleciye bariz faul varken Bombacı'nın oğlu İskoç Ozan topu dürtüyor gol oluyor. bir gol zaten penaltıdan, halı sahada kaç maçta bir nasip olur bir takıma penaltı? önlüksüz Suat efendi havadan gelen bir topa vuramayınca "ben topa vuramazsam elime alırım arkadaş" diyor, hızlıca kullanılan faulden gelen top galibiyet golü oluyor... önlüksüzlerin direkten dönen toplarına, kaçırdıkları şanssız gollere girmiyorum bile. hasılı iyi olan değil, şanslı olan kazanıyor.

tamam rakip çok şanslı ama sen de müsaade etmeyeceksin bazı şeylere efendim. önlüklülerde Hasan diye bir çocuk var misal. maçtan önce almış bir kilo mandalinasını, bir kilo domatesini, çekilmiş bir köşeye yiyor. önlüksüzlerin yetkilileri de seyrediyor. çağırsana federasyonun gözlemcisini, desene "adam bunları bunları yiyor", tuttursana tutanağı. o domateslerdeki, mandalinalardaki hormonların bu adamın oyununa yansıyacağını düşünsene. ama nerdeeee? e adam tabii basmış kendine hormonu, bir pozisyonda topu rakip kalenin önünden aldı, kendi kalesinin önüne kadar gelip tekrar geri döndü. bu sefer de "amannn nasıl olsa başı döner, bırakır topu" demesene, gerekirse üzerine çıkıp dövsene (sporda şiddete karşıyım ama Domatesçi Hasan'ın karate bildiğine, mahallesindeki hırsızları ağızlarını burunlarını kıracak şekilde dövdüğüne dair istihbarat aldım). hoş, adamlar zaten her şeye "faul" demeye, "taça çıktı yaaaa" diye ağlamaya meyilli.

hasılı, adamlar doğru dürüst top oynamadan maçı kazandı. mübarek olsun. alınması gereken çok yol olduğu da böylece ortaya çıktı.

bitirirken gözüme çarpan ince bir detayı da aktarmadan geçemeyeceğim: Angaralı Kıvanç bu sefer Meksikalı süsü vermişti kendisine, üzerinde haç olan bir formayla çıkmıştı sahaya. ayıptır! "burası Müslüman ülke kardeşimmmm" diyen bir Allahın kulu yok mu? nerede bu takımın imamı?
  


ANKET SONUCU

Futbol sevgisi evrenseldir.
DNA'sında mı VAR?

Geçtiğimiz hafta sonuca etki eden bir kararı tartışmıştık: Erkan'ın sayılmayan golü.

Öncelikle, sadece 11 kişinin oy kullandığını belirtmemiz gerekir. Araştırmacı muhabirimiz Mahmut Bavulsu oy vermeyen topçularımızın kimliklerini açığa çıkarmak için çalışmalara başladı bile.

Neyse, bu 11 kişi, büyük bir ağırlıkla Erkan'ın ayı olduğunda birleşmiş (yüzde 54). Yüzde 27'lik bir kitle ise pozisyonun gol olduğunda ısrarcı. Cem artistlik yaptı diyen 1 kişi de bu kitleye destek veriyor.

Faul kararı doğruydu diyen bir kişi, haftanın elemanı seçilmiştir.

Bariz goldü yazık oldu
  3 (27%)
 
Faül kararı doğruydu
  1 (9%)
 
Cem artistlik yaptı
  1 (9%)
 
Erkan da ayı gibi giriyor ama
  6 (54%)
 

2014 3. hafta puan durumu



13 Ocak 2014 Pazartesi

FLAŞ FLAŞ FLAŞ ÜMİT K. Bey dönüyor mu?

(Mahmut Bavulsu'nun haberi...)

New York Times'ın ünlü mikro blog sitesi twitter'i kaynak kullanarak verdiği bugünkü haberi İletişimspor cenahında büyük heyecan ve çalkantıya sebep oldu. Habere göre, 2010 senesinde bir diz sakatlığı nedeniyle futbola veda eden Ümit K. bey, dönüş hazırlığında.



Haberin duyulmasıyla birlikte elbette futbol piyasası da hareketlendi. Haberin internete düştüğü saat 16:00 sıralarında, yeşiller kulübü başkanın evinden çıkıp hızla cihangir tarafında bir yerlere yöneldiği görüldü. Cihangir Caddesindeki İBB otopark'ının önünde muhabirlere yakalanan Başkan, sorulara cevap vermedi, annemi ziyarete geldim dedi. Ne ilginçtir, olaydan kırk beş dakika sonra bu kez Beyazlar takımının başkanı aynı sokakta bir apartmana girerken kameralara yakalandı. Apartman çıkışı soruları yanıtlayan başkan "eski bir dostumuzu ziyarete geldik, havadan sudan konuştuk, önemli bir şey yok," dedi.

Kulislerde, ortasaha ve forvette uzun süredir sıkıntı yaşayan Beyazların bu haberi değerlendirdiği, Yeşiller'in ise büyük yıldızı rakibine kaptırmak istemediği konuşuluyor.

18 Eylül 2013 tarihli maçın golleri

18 Eylül günü oynanan ve Beyazların Yeşiller'i 7-6 yendiği maçın gollerini yayınlıyoruz.*


* Teknik bir arıza nedeniyle, ekrandaki yazıda Yeşillerle Beyazlar karışmıştır, özür dileriz.

9 Ocak 2014 Perşembe

Hurşut'ça... / UMUT YOK DOSTLAR

Hurşut Atamayır
daha maç öncesi kadrolar elimize geldiğinde içim biraz bulanmıştı doğrusu. bu nasıl kadro seçimiydi, bu nasıl bir anlayıştı? İtalya'dan büyük umutlarla transfer edilen Sezar efendi mi merhem mi olacaktı takıma, uzun Erkan mı? top şişirme uzmanı Müçü bey, toktor Kerem'le uyum yakalayabilecek miydi? Fransız Jan-Piyer Osman olsun, Angaralı Kıvanç olsun sezona iyi hazırlanmışlar mıydı? peki ya üst üste şampiyonluklara ulaşan Can B. artık başarıya doymuş, rehavete kapılmış bir isim değil miydi?

ne yazık ki, bir kere daha haklı çıktık sevgili okur. aslında maçın başlarında biraz umut var gibiydi takımda, heyhat kendini "n'eylerse güzel eyler" imparatorla karıştıran Sezar efendinin harcadığı pozisyonları görünce, "bu maç gider" deyip tribünü terk ettim. bir paket muzlu rondo'yu yiyip arkadaşların sakinleştirmesinin ardından yerime döndüğümde ilk yarı bitmiş, skor 3-0'a gelmişti bile.

"rakip mi çok iyiydi?" diye soracak olursanız, elbette "hayır" diyeceğim. kendisine Arjantinli süsü veren Cem T.'nin uzaktan attığı iki golü ancak Milliyet "mikemmel gol" diye çakma video galerisinde yayınlar! bu işi bilenlerse gollerin şans eseri olduğunu teslim edecektir. üstelik de bir de "ayyy ayağımmmm" narasıyla nizami bir gole faul almışlığı var ki, ayıptır, günahtır, yazıktır. o gol sayılsa önlüksüz takımın farkı kapatması için bir umut doğardı belki de. biz tabii gerekli eleştirileri yapardık yine muhakkak.

 sonuçta iyi oynayanın kazandığı değil, uyumsuz olanın kaybettiği bir maç oldu. en azından ben kopuk kopuk izlediğim maçtan bu intibayı aldım. "gelecek için umut var mı?" derseniz, üzülerek "yok" derim. "daha ilk hafta çok acımasız değil misin?" diyen dostlara da "acımasızlığımız öngörü sahibi olmamızdandır, biz bu işe yıllarımızı verdik" cevabını veririm.

Tribün Eksperi Abbas / HAYAL KIRIKLIĞI

Abbas Balaban
Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba sevgili dostlar. Geçen zamanı nasıl değerlendirdiğimi sormayın. Bir kere çok sevgili bir dostumu kaybetmenin acısını yaşadım, yasını tuttum çok uzun bir süre. Evet, sizlerin de bu sayfalardan tanıdığı değerli meslektaşım, ama en önemlisi bir can dostum, sofistike düşüncelerin yakışıklı filozofu, dokunaklı dizelerin hançerli şairi, bir spor âşığı, bir İstanbul beyefendisi olan Haşmet Yılmazcan'ı, Azrail elimizden aldı. Hem de nasıl? Eyüp tepelerinden Haliç'in sularına derin derin bakarken arkadan çarpan bir halk otobüsü... Girmeyeceğim o konulara, çok kızgınım, kırgınım.

Mevzumuza gelelim; biraz Suat... ve Racır Lömer'in mirası İtalyan forvet bozuntusu Kıvanç'tan bahsedelim. Yılın ilk maçı beklentilerin üstünde bir seyir zevki sundu, teslim edelim. Ancak odaktaki ikilinin mücadelesi tat vermedi bu hafta. Bizim Nartallo kılıklı adeta ezildi Suat'ın cüssesi -ve futbol tekniği- altında. Müsabaka dengedeyken, iki taraf da temkinli oynuyordu, kozlarını sona saklıyordu sanki. Ancak Kıvanç'ın dahil olduğu Önlüksüz takım peş peşe şanssız gollerle geriye düşünce, İtalyan forvetimiz tersini göstermeye, Suat efendi de top saklayarak rakibinin sinirini bozmaya başladı. Kendi takımının hedeflerinden tamamen kopan the senior Koçak Brother işi Suat'la mücadeleye dökünce, psikolojik üstünlüğünü de kaybetti. Ondan sonra ise, afedersiniz kedinin fareyle oynadığı gibi, oynadı Suat, bizim Kıvanç efendiyle.

Tabii, Suat efendinin müzmin zaaflarını biliyoruz, yıllarca yazdık: üstünlüğü sağlayınca derhal gevşeyip, şova kaçmak, böylece saçmalayıp elindeki avantajı kaybetmek... Böylesi anlardan birinde rakibine geçilince sert bir tekmeyle indirmek zorunda kaldı. Milyonların soluklarını tuttuğu andı o! O cılız baston kurusu gibi yerde kıvrılan çakır gözlü İtalyan'ın bir anda ayaklanıp dev bir cüsseyle rakibinin karşısına dikilip hesap soracağını sandık, öyle alev alevdi bakışları. Allah'a şükür Suat efendi alttan aldı, özür diledi de, Kıvanç efendi sakinleyip çekildi olay yerinden.

Netçe itibariyle, müsabakanın galip tarafının her yönüyle Suat efendi olduğunu söylemekliğimiz gerekir. Öyle ki, maçın sonlarında bir karambol topunu filelere göndererek nafile bir gole imza atan Kıvanç Efendi bu küçük başarısını adeta safaride aslan avlamış gibi ayağını yerde kalan rakibinin üstüne koyarak kutladı. Tabii bu bir anlamı olmayan zafer kutlamasına ne takım arkadaşları iştirak ettiler, ne de tribündeki yandaşları. Bendeniz de dudağımın kenarında, müstehzi bir kıvrımla izledim sahneyi, naçizane.

2014 2. hafta puan durumu*



* 1. hafta müsabakası yılın ilk gününe denk geldiği için iptal olmuştur.

27 Aralık 2013 Cuma

Dört sene üst üste ŞAMPİYON olduk!

Kamuoyu bu büyük başarıyı herhalde takdir etmemezlik edemez. 2010 senesinin Ocak ayında tutmaya başladığımız puantajda, dördüncü seneyi de aynı isim, Can Bey, şampiyon olarak tamamladı. 2. sırada Sezar Bey'i görüyoruz. Son haftalara kadar önde götürdüğü mücadelenin son virajında, herhalde fiziki yetersizlikten olacak, liderliğini koruyamayarak güçlü rakibi tarafından geçildi.

Son haftalarda tayini çıkması hasebiyle müsabakaları kaçıran Sami Bey, muhtemelen devamlılık gösterebilse bu sezonu şampiyon tamamlayacaktı. Buna, Can Bey'in şansı dememiz gerekir. Erkan Bey ve Kıvanç Bey'in tabela mücadelesi de yarışın en heyecan verici fenomenlerinden biriydi. Biri usta biri acemi iki rakip yarışmayı aynı puanda tamamlasalar da, galibiyet yüzdesi nedeniyle, Erkan Bey'i yukarıda varsaymak gerekmektedir.

Galibiyet oranında Kerem L. Beyler'i listenin başında görüyoruz. Oynadığı 37 müsabakanın 22'sini kazanarak bu alanda birinciliği elde eden Erkan Bey de takdire şayandır.

Elbette, bir sezonda tek başına 26 mağlubiyet elde eden Fahri Führerimiz Hüsnü Bey, tebriklerin en fazlasını hak ediyor. Bu alanda en yakın rakibi, o da ancak 21 mağlubiyetle, Sami Bey olabilmiştir. Açık ara bir başarıdır bu.

Yeni sezonda görüşmek dileğiyle...

2013 52. hafta puan durumu