3 Mart 2014 Pazartesi

Hurşut'ça... / BİR DRAM NERELERE SAVURUYOR...

Hurşut Atamayır
iyiyim! "yurtdışında mıydın" diye soranlara, "hayır, yurtiçindeydim" diyorum; İstanbulumuzun güzide semtlerinden Bahçelievler'deydim. "ne işin var yahu" orada diye soranları cevaplamadan önceyse semt hakkında size biraz bilgi vereyim. malum, bazıları gurme yazarı olmaya karar verdi, biz de altta kalacak değiliz elbette...

Bahçelievler, İstanbul’un Avrupa yakasındadır. güneyden Bakırköy’e, batıdan Küçükçekmece’ye, kuzeyden Bağcılar’a ve doğudan Güngören’e komşudur. 1992 yılında Bakırköy’den ayrılarak ilçe olmuştur. yüzölçümü 16.7 kilometrekaredir. Bahçelievler İlçesi, Cumhuriyet, Çobançeşme, Fevziçakmak ve Hürriyet mahallelerinin Yenibosna bölgeleri, Kocasinan, Siyavuşpaşa, Soğanlı, Şirinevler, Yenibosna, Zafer ve Bahçelievler olmak üzere 11 mahalleden oluşmaktadır. Bahçelievler’e bağlı bucak ve köy yoktur. 1950’li yıllara kadar bugün Bahçelievler ilçesinin bulunduğu bölgede Kocasinan ve Yenibosna köyleri vardı. Bahçelievler’in bulunduğu kesim, Bakırköy’ün O-1 karayolunun (eski E-5) kuzeyine doğru büyümesiyle oluşmuştur. Bahçelievler’in nüfusu da, komşu ilçelerinin nüfusu gibi, 60’lı yıllardan itibaren çok hızlı bir artış gösterdi. 1960 yılında 8.500 olan nüfus, 5 yıl sonra 1965 yılında 20.881’e çıktı. 1975 yılında ise Bahçelievler’in nüfusu 100 bini aşıyordu...


peki ben ne arıyordum Bahçelievler'de? seyyah yanım ağır bastı da, birileri gibi maçı seyretmeye gitmeyip "adammm sen de, yediğim içtiğim yerden üç-beş bir şey uydurur yazarım" mı dedim? tabii ki hayır. sabredin, anlatacağım.

maça gittim. Angaralı Kıvanç'ın çektiği ıstıraba tanık oldum, gözlerim doldu: zayıf haline aldırmadan mükemmel bir şema kurmuşsun, takım saat gibi işliyor, tiktak sesleri Can B. ve arkadaşlarının kulaklarında çınlıyor, durum 3-0 olmuş bile. Romalı Sezar'ın sesi kesilmiş, domates güzeli Hasan kızarmış, toktor Kerem L. "bari uzmanlık sınavlarına çalışayım" moduna geçmiş, Müçü efendi silik, Hüsnü Paşa'yla uzun Erkan maçtan önceki atıp tutmaları boğazlarına kaçacak diye üzgün...

fakat o da nesi, Kadir Ab'bey olsun, İnanç efendi olsun pozisyonlarını muhafaza etmiyorlar, laylaylom havasına girmişler. genç Resul zaten geçen hafta siteye koyulan resimden belli aklını futbol dışı ışıltılı dünyalara kaptırmış. Fırat efendi zaten Resul'un abisi, yani... Bahadır'ı beğendim ama ne yapsın çocuk.

velhasıl kağıt üstünde gözüken sahaya da yansıyıverdi. rakip takım galibiyeti aldı. aldı almasına ama o kadar fark yapmışken sanki kupa alacakmışcasına yakalandıkları "daha çok atalım hırsları" beni o kadar kederlendirdi ki, daha fazla dayanamayıp maçı terk ettim.

arabayı vurdum Londra Asfaltı'na. fakat Uzun Adam'ın konvoyuna denk gelince ilerlemek mümkün olmadı. bir ara dalmışım, baktım konyovla birlikte Bahçelievler'e kadar gelmişiz. "şuradan sağ sol yapıp kaçayım" derken bu sefer Çare Sarıgül otobüsleri sıkıştırdı, "aman abi bir yere bırakmayız"... gençlerin hatırını kıracak değildim. Süreyya efendiden gelen teklifi de geri çevirmedim. Devlet reis "bunlar hortumu gendilerine bağladılar, gendilerine, ne hortumu ganalizasyon borularını" derken yeter artık yahu deyip ayrıldım Bahçelievler'den. gelişimiz de bu saati buldu işte... 

05.03.2014 tarihli müsabaka başvuruları KAPANMIŞTIR

27 Şubat 2014 Perşembe

Tribün Eksperi Abbas / ZEVKİN BEDELİ

Abbas BALABAN
Evvelsi gün, ODTÜ yılın spor yorumcusu ödülünü almak  için Ankara'daydım. Ne var ki, ODTÜ yolu açılmamış olduğu için şehir merkezinde bloke oldum, Ankara'ya kadar gittiğim halde ödülümü bizzat alamadım. Canım buna sıkılmış halde, maça yetişmek üzere havaalanına koştum. İstanbul semalarına girmiştik ki, bu kez de, üçüncü havalimanı hazır olmadığı için uçağı Sabiha Gökçen'e indirdiler. O ne sapa yer öyle kardeşim!

Bir taksiye atlayıp hızla maça yetişeyim derken üçüncü köprüde takıldım kaldım! Ayakları dikmişler, yol mol yok. Oralı bir balıkçının teknesiyle Garipçe tarafına ulaşana kadar, anlayacağınız, maçı kaçırdım. Bari televizyondan izleyeyim diye Anadolu Kavağı taraflarında Kahraman adında bir lokantaya girdim.

Kalkanı meşhurmuş, ama bizim alışık olduğumuz gibi tavada değil, kömür ateşinde bütün olarak pişiriyorlar. Olmaz demeyin, bakın, ben dedim;

dedim ama Şef garson Zihni Bey bana göz kırptı, "hele bir deneyin, Abbas bey," dedi.

Zihni Bey işini biliyor, balık kültürüne de son derece hâkim.

Ben 62 yıllık hayatımda böyle bir kalkan yemedim sevgili dostlar. Enfesti. Lakin balığa sıkmak için limon istediğimde Zihni Bey'den küçük bir azar daha işittim. Sıkılmazmış.

Ahtapotun kolundan bir ızgara yapmışlar, "aman Abbas beyciğim," dedi Zihni bey, "vallahi kimselere vermiyoruz, size özel..." Şahaneydi... Hamsi ızgaranın böylesini ben Trabzon'da yemedim.

Bu arada maç başlamış, ben yemekten kafamı kaldırıp da ekrana bakana kadar da 2-0 olmuş. Nartallo kılıklının gol sevinciyle santraya koşuşunu gördüm.

Bu maç kopmuş arkadaş diye yemeğe konsantre oldum. Zihni Bey, kendi yetiştirdikleri domateslerden getirdi, kokusu beni 70'lere götürdü... Zeytinyağını kendi yapıyor, sirkesini kendi yapıyor. Bunlarla hazırladığı domates salatasının da tadı bambaşka oluyor haliyle.

Getirdiği o lezzetli ekmeği soğanlı domatesin sirkeli suyuna batıra batıra yerken kendimden geçmişim. Kafamı tekrar televizyona kaldırdığımda, Nartallo kılıklıyı sağa sola bağırırken gördüm. Köşede skoru görünce gözlerimi ovuşturdum, masadakilere kendimi çimdiklettim.

Nartallo'nun takımı 5 olmuş ama bizimkilerin karşısında 14 yazıyor!

Kalan 10 dakikada kaç tane daha attılar ben sayamadım.

Tabii Hurşut geldi aklıma, ben ona en çok mor rengini yakıştırırım.

Bu arada maç bitti, ben de hesabı istedim.

Galibiyetin keyfi bilmiyorum benim yüzüme vurdu mu...

Ama hesabı ödedikten sonra ben de Hurşut'un morundan geri kalmıyordum
.

2014 9. hafta puan durumu



26 Şubat 2014 Çarşamba

26.02.2014 tarihli müsabaka kadrosu*


* Toplam 13 başvurunun ikisi Canbey'e olduğundan ve ikinci başvuruyu yapan kişi bulunamadığından geçerli 12 başvuran ve geçtiğimiz haftaki gibi Resul ve Mahmut beylerin ilavesiyle kadro teşekkül olunmuştur. Takımlarım bu şekilde düzenlenmesini ise eşbaşkanlardan Kıvanç bey bilhassa rica etmiş ve bu kadroyla rakip takımı rahat rahat yeneceklerini iddia etmiştir.

Canbey adına ikinci başvuruyu yapanın ortaya çıkmaması, dışarıdan da siteye giriş mümkün olduğundan, rejimi tehdit altına sokmuş ve yönetim bu durumu ciddiyetle ele almak durumunda kalmıştır. Dış odakların hain saldırıarına karşı, yönetim, bundan böyle kadro başvuruları yapılırken e-mail belirtmek gerekliliği yasa tasarısını hazırlamış, bunu kamuoyuna sormaya hazırlanmaktadır. 

Ne mutlu İletişimsporluyum diyene.

21 Şubat 2014 Cuma

Hurşut'ça... / SİERRA LEONE DERSİ ve ÖPÜCÜKLER...

Hurşut Atamayır
öncelikle "geçen hafta neden yazmadın abi" diye arayıp soranlara, "yurtdışındaydım" şeklinde cevap veriyorum. Sierra Leone'de yaşayan bir akrabamızın oğlundan söz etmiştim. kendisi devre arasında ülkemize gelmişti; çeşitli kulüplerle görüştürmüştüm, heyhat ülkemiz futbolunda futbolcudan anlayan adam kalmadığından kimseyle anlaşamayıp geri döndü çocuk. elbette buna razı olacak, "Hurşut dayı, bizim işi halledemedi" dedirtecek, Sierra Leone'de adımızı kötüye çıkaracak bu duruma razı olamazdım. derhal atladım uçağa ve genç oğlumuza bir takım bulmak üzere yola çıktım.

ama önce sizlere biraz Sierra Leone'yi anlatayım: resmî adıyla Sierra Leone Cumhuriyeti, Batı Afrika'da bir ülkedir. ülkeye Portekizliler bölgede bol miktarda aslan bulunmasından dolayı aslanlı dağlar, aslanlı sıradağlar anlamına gelen bu ismi vermişlerdir. kuzeydoğusunda Gine; güneydoğusunda Liberya ve güneybatısında Atlas Okyanusu bulunur. Sierra Leone 71.740 km²lik bir alanı kaplar ve nüfusu 6.296.803'dür. tropikal iklime sahiptir. sloganı "Birlik, Özgürlük, Adalet" (ne kadar güzel. ne kadar anlamlı. buradan yönetime soruyorum: acaba İletişimspor'umuzun mottosunda da böyle bir değişikliğe gitmek hoş olmaz mı? tabii büyük önder Hüsnü Paşa'nın sözlerinden biri de yine her maç öncesi mutlaka okunmalıdır)

Sierra Leone'de futbol için ileri seviyede diyemeyiz. İletişimspor'dan en az beş-altı kişi burada çok rahat kral olur. futbolcularımız bunu ciddi düşünmeli. nitekim yıllar önce buraya ülkemizden gelen biriyle ilgili ilginç bir olaya tanıklık ettim: inanılması güç ama ülkedeki langırt sektörü Türklerin elinde! sektörü, yıllar önce ülkeye gelen ve burada kendisine adeta tapılan Mucuteğbağ adlı biri kurmuş. onun getirdiği ve hala ülkede olan 3-5 kişi de samimi karşıladılar beni, safariye bile çıkardılar. leopar hariç, hepsini gördük. özellikle aslanı. arabayla 5 metreye kadar yaklaştık. muhteşem bir yaratık.


neyse efendim, sonuçta ben o arkadaşların da yardımıyla bizim oğlana bir takım ayarlamayı başardım. her ne kadar bir langırt takımı olsa da çocuk mutlu, ben mutlu... bu anı bir fotoğrafla da ölümsüzleştirdim hatta. tam bu esnada sitemizi gençlere gösterince olaylar gelişti: langırt anketini görünce "durun" dememe kalmadan bastılar oyları. "hayır oyu kullandık" dediler, "bildiğimiz kadarıyla Mucuteğbağ bey Türkiye'de, onun onayı, desteği olmadan kimse böyle bir organizasyona girişemez. langırt sektöründe yer sahibi olmak öyle kolay değil" dediler (burada oylarla ilgili bir sıkıntı yaşanmış sanırım, bu konuya da açıklık getirmiş olalım böylece).

buraya kadar maçtan bahsetmedim, "peki maç yazısı nerede" diye soracaklar olabilir. onlara cevaplar hazırladım: birincisi, "futbol yazarlığı ciddi iştir efendim. birileri kalkıp öyle gurmelik yazıları falan yazarsa işte biz de böyle gezi yazıları yazarız" derim.

ikincisi, biz meslek büyüklerimizden böyle gördük. ben misal Erman kardeşimin (Allah selamet versin) bir G. Afrika yazısını hiç unutmam, cüzdanımda saklar ara ara açar okurum (siz de okuyun, benim yazıyı bitirdikten sonra tabii: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=121839).

üçüncüsü, haftalar sonra desteklediğim takım bir maç kazandı malum. ben kaybetmeye o kadar alışmışmışım ki "domates güzeli" Hasan'ı,"iki çalım atalım önümüzü açalım" Bahadır'ı, "genç" Fırat'ı, "motivatör" Kemalbey'i, Kadir Ab'bey'i, İtalyan Sezarbey'i ve "Simone Inzaghi" İnanç'ı (abisi daha büyük golcü şüphesiz) her yerlerinden öpüyorum diyebiliyorum ancak. zira kafam, duygu dünyam çok karışık. gözyaşlarıma hakim olamıyorum.

yok efendim rakip eksikmiş, yok efendim rakip takır takır oynuyormuş, yok efendim rakip çok üzülmüş... geçiniz. langırt takımına genç evladımızı yerleştirmişim, takımım kazanmış, senelerdir görmek istediğim Sierra Leone'ye gitmişim, bunları mı düşüneceğim allasen...   

20 Şubat 2014 Perşembe

Tribün Eksperi Abbas / İÇİM YANIYOR

Abbas Balaban
Şanssızlıklar yakamı bırakmıyor.

Bu hafta maça giderken yolda lastiğim patladı. Değiştirip de maça yetişemeyeceğimi anlayınca civarda Öz asmaaltı diye bir kebapçıya oturup maçı televizyondan seyretmeye karar verdim. Şanssızlık dedim ya, ne kebapçının kebabına bayıldım, ne de getirdiği hesaba. Bu haftaki muhteşem maçı da soluyamadan, televizyondan seyrettiğimle kaldım.

Bizim takımı bu sefer Canbey kurmuş, hastalığı devam ediyor, yine son derece sıkıntılı bir kadro. Düşünün, takımda bir tek stoper yok, Müçübey'i oraya çekmiş, bir bekte Osmanbey, diğerinde Büyük Kerembey. Bir de Mahmutbey diye bir joker getirmiş... İleride Nartallo kılıklı meczup ve genç Resul!

Karşı tarafta Hasan, Bahadır, Fırat, Kemalbey, Kadirbey, Sezarbey ve İnanç...

Doğrusu ya, içimden aynen şöyle geçti, bizim Hurşut'un morartıları bu hafta geçecek, yazısını yazacak galiba. Demem o ki, Canbey'in takımını bu hafta da haşat edecekler.

Fakat maç başlayınca bir de ne göreyim! Canbey'in takımı takır takır top oynuyor, savunmada müthiş, kontrataklarda akıllı. 5 yer dediğimiz takım, ilk yarıyı 3-0 galip bitirdi. Fakat şanssızlık işte, devre biterken BüyükKerembey sakatlandı. İkinci yarıda kalede kendini biraz denediyse de daha kötü oldu ve çıkmak zorunda kaldı. Artık bunun üstesinden gelmeleri tabii ki imkânsızdı.

İyi direndiler, fakat avantajı kaybettiler. 5-4 geriye düştükten sonra 5-5'i yakalamaları yine müthiş bir başarıydı bana sorarsanız, ondan sonraki cansiperane direnişleri de son derece saygındı ama yorulmuşlardı... Bitiş düdüğüne 2 dakika kala, Kemalbey'in adeta yürüye yürüye rakip kaleye sokulup ceza yayı üstünden vurduğu top kalecinin ellerinden kayıp filelere gittiğinde çocukların gözlerindeki o hayal kırıklığını, içim sızlayarak gördüm.

Son düdük çaldığında Osmanbey bir kenarda ağlıyor, Canbey telleri yumruklayan Müçübey'i teselliye çalışıyordu. Maçın yıldızlarından Resul kafasını direklere vuruyor, Mahmutbey ortayuvarlak içinde tişörtünü parçalıyordu...

Bu maçta Müçübey'e hayran kaldım. Yapamaz dediğim stoper mevkiinin hakkını verirken, gününde bir Suat'ı bile aratmadı. Genç Resul çok çabaladı, bazı acemilikleri dışında görevini yaptı. Ama bir paragraf da Nartallo kılıklıya açmam lazım; hayatının topunu oynadı, gollerinden çok milimetrik asistleriyle beni kendine hayran bıraktı. Elbette Canbey'i, Mahmutbey'i, azimle savaşan Osmanbey'i de takdir ederken, kendini sakatlama pahasına mücadele eden BüyükKerembey'in önünde saygıyla eğiliyor ve kendisine acil şifalar diliyorum.

Baktım benim de gözlerim nemlenmiş. Bahşişi biraz yüklü tutup ayrıldım lokantadan.

Anket sonucu / TURNUVA OLMASIN AMA OYNAYALIM

Bu hafta biraz konu dışına çıkarak, camiamıza yeni hizmetler verebilmek adına langırt turnuvası isteyip istemediklerini sorduk. Beklenmedik bir katılım çıktı ortaya, tam 21 kişi oy kullandı. Burada nazik bir hesap var. Kuşkusuz, bir seçimde 1 milyon seçmen kaydı yapılıp da, sandıklardan 2 milyon oy çıkması vâki değildir; çıkarsa bir sahtekârlık olduğu aşikârdır.

Anketin son gününde Langırt turnuvası yapılsın tercihi 10'a 7 öndeyken... ve zaten her hafta kullanılan oy sayısından fazla oy kullanılmışken, birden "YAPILMASIN" oylarının 11'e 10 öne geçmesi kafaları karıştırdı. Bu son dört oyun kim veya kimler tarafından kullanıldığı araştırılıyor. Ancak elbette bu araştırma sonlanıncaya kadar anketimiz masum kabul edilecek ve Langırt turnuvası düzenlenmeyecektir.
Langırtçılar iş başında

2014 8. hafta puan durumu



19 Şubat 2014 Çarşamba

19.02.2014 tarihli müsabaka kadrosu*



* Bu hafta 14 kişilik başvuru olmamıştır. Başvuranlardan Sami Bey de özel işleri nedeniyle affını isteyince oluşan iki kişilik açık Mahmut L. ve Resul D. beylerle doldurulmuş ve müsabaka kadroları yukarıdaki gibi teşekkül olunmuştur.

18 Şubat 2014 Salı

Mahmut Bavulsu Bildiriyor / HÜSNÜ PAŞA'YI BİTİRME PLANI


Bu haberden evvel, her şeyin bir değerlendirmesi vardı. Ancak bu saatten sonra bütün değerlendirmeler rafa kalkacak; artık her şeyi başka bir mercekle incelemek gerekecek...

İletişimspor kamuoyu geçtiğimiz hafta eşbaşkanlardan Kıvanç'ın metroda uğradığı zehirli saldırıyla çalkalanmıştı. Olayın üstünden bir hafta geçmeden, İletişimspor camiasını derinden sarsacak yepyeni bir ses kaydı çıktı ortaya. Mahmut Bavulsu'nun ortaya çıkardığı ses kaydı, gizli kapaklı ortamlarda, açıkça Hüsnü Paşa'yı bitirme planları yapıldığını gösteriyor....


Mahmut Bavulsu
geçtiğimiz hafta yaşanan Kıvanç başkana yönelik zehirleme girişimi bir şeyi çok net biçimde ortaya çıkarmıştı: İletişimspor üzerinde oyunlar oynanmaktadır.

bu oyunun aktörleri de belli:
 1) İletişimspor'un daha ileri noktalara gelmesi için gece gündüz demeden çalışan, demokrasinin kökleşip boy vermesi için yılmadan mücadele eden eşbaşkanlar, genç hükümet

2) İletişimspor'un önderi, her halı saha tesisinde ve dahi yönetimin arkasında resmi asılı, sözleri belleklere kazınmış (bkz. az önceki link), yüce Hüsnü Paşa

3) yazdıkları bir mektupla Hüsnü Paşa'nın hükümete müdahale etmesi gerektiğini ifade eden, kendi ayrıcalıklı konumlarının bozulmasından rahatsız bir grup kart subay

4) halihazırda Pensilvanya'da bulunan, yine orduyla ve Hüsnü Paşa'yla kurduğu kişisel ilişkiler hasebiyle bunca yıldır yaşadığı elit hayatı kaybetmek istemeyen (bkz. "Ben gelecek olsam burayı işaretlemem ki! Hüsnübey'i ararım"), İletişimspor içinde paralel bir yapı kurup bunu yönettiği artık açıkça ortada olan Ümit hocaefendi.       

Paralel Yapının Tehlikeli Oyunları: Dokunma Yanarsın!
bu aktörler arasında devam eden mücadelenin şiddeti tahmin edilenin çok daha üstünde aslında. nitekim önce Hüsnü Paşa'nın talihsiz sakatlığını kullanmaya çalışan "paralel yapı", Paşa'yı hükümetin sakatladığı iddiasını dahi ortaya attı. sonrasında ise zehirleme girişimi... ki metro işletmesinden alınmış resmi belgeyi ortaya koymamıza rağmen (zehirlenmiştir), birileri çıkıp hala Kıvanç başkanın uyuduğunu iddia edebilecek vicdansızlıkta ve şuursuzlukta olabildi!
zehirlenme haberimizin altında adını vermek istemeyen bir yetkiliden şok bir açıklamayı aktarmıştım: 
"Pensilvanya ve kart subayların oyunları bitmeyecek. aslında Hüsnü Paşa'dan da rahatsızlar. çünkü Paşa tarihte ilk defa yönetimle büyük uyum içinde çalışıyor, birbirlerine saygı ve sevgileri üst düzeyde. bu da tabii tepki çekiyor. bilhassa kamuoyunu yönlendirmeyi çok iyi bilen Pensilvanya'nın içerideki adamlarına, bunların kurmuş olduğu örgütlenmeye çok dikkat etmek gerek. yönetimin elinde daha ciddi suikast planlarına dair ses kayıtları olduğunu ben şahsen biliyorum." 

suikast planları konusunda tetikte olunması gerektiğini gösteren bu açıklamanın üstüne gittim. üstünde "dokunma yanarsın" yazan bir zarfı çalışma masamda bulmamla birlikte nasıl alçakça oyunlar döndüğünü bir kez daha anladım. CD'yi bilgisayarıma koymamla, kulakların yerinden fırladı, gözlerim falçata gibi açıldı!

Hüsnü Paşa'yı Bitirme Talimatı Pensilvanya'dan mı?

kaydı defalarca dinledim. bir ofiste geçtiği anlaşılan konuşmada fonda mehter marşı duyuluyor. üç kişiden ikisinin ajan oldukları anlaşılıyor. aralarına aldıkları üçüncü kişiye (tapelerde "X" kod adıyla geçiyor) sordukları sorularla, bir planı ortaya çıkarmaya çalışıyor gibiler. nitekim çok net duyulan ses, Hüsnü Paşa'yı bitirme planlarından, hatta açıkça suikasttan bahsediyor.

sonrasında aldığım duyumlarsa şöyle:
- hükümet, X kişisini enterne ederek doğru yolu bulmasını sağladı
- yapılan tahkikatta söz konusu kişinin Ümit hocaefendiyle çok yakın olduğu (hatta buna dair çok net belgeler olduğu söyleniyor), Hüsnü Paşa'yı ortadan kaldırma planının Pensilvanya'dan talimatla yapılmış olabileceği ortaya çıktı
- Can başkan, "İletişimspor İstihbarat Daire Başkanlığı"na bizzat geçti
- Kıvanç başkan "Uluslararası Platformlarda İletişimspor'u Yayma ve Geliştirme Cemiyeti" aracılığıyla yurtdışında tüm bu olup biteni anlatmaya başladı
 
İletişimspor'u esir almaya çalışan paralel yapının hükümeti sarsmak için daha çok oyunlar oynayacağı belli. ve fakat hükümetin güçlü ve kararlı tutumu da ortada... söz şimdi milletin...