![]() |
| Hurşut Atamayır |
dünya çapındaki ilişki
ağım artık malum ama İspanya'yla daha yakın bir ilişkim olduğu daha da malum. gerçekten kral dostum Juan Carlos Alfonso Víctor María de Borbón y Borbón-Dos Sicilias
tahtı bırakma açıklamasını konuşmak için İspanya'ya çağırdığında kapalı kapılar
ardında "bir husus daha var Hurşut" dediğinde, "hayır olsun be
Juan'ım" demiştim. Juan hafif mahcup, gözlerini yere çevirerek,
"milli takım" dediğinde, "noooo" dedim, İspanyolca tabii:
"bir daha bu yükü kaldıramam Juan, kusura bakma". "bir daha mı?
ne alaka" diyen çıkacaktır. anlatıyorum.
sene 2008. Avrupa Şampiyonası öncesi
Juan yine aramış, "Hurşut, bu Del Bosque'yi takımın başına geçirdik ama bu
herif bi halt edebilecek mi emin değiliz, şuna bir iki bir şeyler
öğretsen" demişti. Del Bosque'yi gençlik günlerinden tanırım. Real'e
transfer olmasına aracılık etmiştim. sonra Beşiktaş deneyiminde İstanbul'un
önemli kebapçılarını, kasaplarını gösteren de hep benim. dedim, "Juan, gösteririm
göstermesine ama sahnenin önünde o olacak. beni bilirsin, gizli kahraman olmak
benim fıtratımda var."
neyse, konuştuk, anlaştık, Del Bosque
de pek memnun oldu. "şunu şöyle yapacaz, bu orada oynamaz, al şunu
oyundan, sok bunu oyuna" telkinlerim işe yaradı ki, İspanya futbolu
zirveye yükseldi: Avrupa şampiyonlukları, Dünya Kupası... hep perde
arkasındaydım. hiçbir karede gözükmedim. ama sağ olsun Del Bosque vefalı
adamdır, Dünya Kupası'nı aldığımız maçtan sonra "Hurşutçum, hiç değilse
tek bir karemiz olsun" diyerek bir fotoğraf çektirdik.
sonra "artık kendi kanatlarınla
uçabilirsin" deyip ayrıldım takımdan. fakat ne yazık ki, İspanya bensiz
pek uçamadı. kupadan elendi gitti. takımı seyrederken gözümden dökülen iki
damla gözyaşının resmi olsa da koysam (son maçı neden kazandıklarını da
biliyorsunuz artık! bir noktadan sonra tutamadım kendimi, müdahale ettim yine; keşke
daha erken gideymişim. neyse).
bilirsiniz, yazılarımın altından
mutlaka İletişimspor bağlamı çıkar. Curitiba'dan döner dönmez Bayrampaşa'da
aldım soluğu. ulukaptan Kıvanç'ın takımını seyrettim. "yoksa o takıma da
sen mi müdahale ettin de öyle farklı kazandılar" diye soran olabilir.
onlara cevaben içimden dediklerimi yazayım: "işte hocalık bu," dedim,
"teknik, taktik, bilgi, motivasyon, iman, şuur". benim herhangi bir
müdahalede bulunmama gerek kalmamıştı yani!...







