22 Temmuz 2014 Salı

23.7.2014 tarihli müsabaka başvuruları KAPANMIŞTIR

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

16 Temmuz 2014 Çarşamba

16.7.2014 tarihli müsabaka ESAME LİSTESİ ve KAPTANLARI

Ana kadrodan 5 kişinin mazeretli olduğu bu zorlu haftayı da 14 kişiyle kapatmayı başaran İletişimspor eşbaşkanları, ufak tefek yardımları nedeniyle Kerem L. beye de teşekkür etme yüceliğini de göstermeyi bilecek ulvi makam sahipleridir. Kamuoyuna iyi maçlar dilerler.



Görüntülerde de görüldüğü üzere devamlı noterimiz huzurunda, Suat beyin kızı Esin Hanım'ın yaptığı çekiliş sonucunda, ilk seçicilik hakkı Ozan beyde olmak üzere Ozan bey ve Suat beyler bu haftaki kaptanlarımız seçilmişlerdir.


14 Temmuz 2014 Pazartesi

16.7.2014 tarihli müsabaka başvuruları KAPANMIŞTIR

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

9 Temmuz 2014 Çarşamba

9.7.2014 tarihli müsabaka ESAME LİSTESİ ve KAPTANLARI

14 kişilik başvuru sonucunda 14 kişilik katılımla kaptanlık kurası çekilmiştir. Şahitlerin huzurunda çekilişi Püren Hanım yapmıştır. Geçtiğimiz hafta olduğu gibi yine Kerem L. bey ilk seçici olarak kuradan çıkmıştır. Diğer kaptan ise Can Bey olmuştur. İyi maçlar dileriz.


Püren Hanım kuraları çekerken...


Kerem L. ilk seçici olmuşlardır.

Esame Listesi

7 Temmuz 2014 Pazartesi

9.7.2014 tarihli müsabaka başvuruları KAPANMIŞTIR

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

3 Temmuz 2014 Perşembe

Hurşut'ça / "Hooopppp....."

Hurşut Atamayır
sene 1997. az daha tam yıldönümüne denk geliyormuş, hem de 28 Haziran. o günü anlatmak için o tarihten üç gün kadar öncesine döneyim.

yorucu çalışmalarımı bitirmiş dinlenmeye geçmişim. gecenin bir körü. telefon çalıyor. sinirle açıyorum, "kimsin lan gecenin bu saatinde" diye girişecekken, "hellooo" diye bir ses. Dünya Boks Birliği başkanı. "telefonunuzu İspanya kralı Juan Carlos Alfonso Víctor María de Borbón y Borbón-Dos Sicilias'tan aldım, çok önemli bir konu var." önemli dediği konu da ne? bir boks maçı varmış da, bunlar bir hakem atamışlar da, o hakemi taraflar istememiş de, ben yönetsem nasıl olurmuş, maç çok gerilimliymiş ancak ben başa çıkabilirmişim falan falan. uzattıkça uzatıyor. adam telefonda ağlamaklı olunca kabul ettim (yardıma ihtiyacı olanların yardımına koşmaktan kaçınmadığımı artık iyi biliyorsunuz).  

tabii uyku sersemi, kim kiminle dövüşüyor sormamışım bile, 28'inde maç günü ringe çıktım bir baktım ki, meğer bizim maç Evander Holyfield-Mike Tyson maçıymış. geldik ortaya, "bakın" dedim, "doğru düzgün dövüşün, delikanlı olun, yoksa ikinizi de döverim". uzatmayayım müsabaka başladı. Evander iyi dövüşüyor falan, Mike gidici belli. böyle böyle geldik üçüncü raunda, Mike adamın kulağını ısırmaz mı? anında diskalifiye ettim tabii. ondan sonra da soyunma odasında "lannnn sen benim sözümü nasıl dinlemezsin" diye epey tokatladım kendisini. tokatları yerken "abi, bi saniye izah edeyim" deyişi hala kulaklarımda. neymiş de, maçı kaybedeceğini anlamış, neymiş de ringden tüm dünyanın kendisini hatırlayacağı şekilde ayrılmasının yolu buymuş. bunları duyunca iki tokat daha attığımı tahmin edersiniz.

o tarihi an...
"bütün bunları niye anlattın" diyen çıkar? sabret. dünya kupası'nın en sansasyonel olayı ne? Luis Suarez namlı topçunun bir İtalyanın kulağını ısırması. bu kulak ısırma modası ilk başladığında bizzat olay mahallinde bulunduğumdan pozisyonu görür görmez, aklıma Mike'ın sözleri geldi. sahada olsam iner tokatlarım Suarez'i. halbuki kötü topçu da değil ama belli ki derdi başka. bu, ilk vukuatı değil; derdi "topçuluğumuzla değil böyle acayip hareketlerimizle anılalım". yazık...

bu anıyı, Suarez'i neden andım? İletişimspor'la ne ilgisi var? al sana ilgi: kaleci misin, topu tutacan; savunmacı mısın, topu geçirmeyecen; orta saha mısın, topu arkadaşlarına dağıtacan; forvet misin, topu kaleye sokacan! işte bazı topçular vardır, çıkarlar toplarını oynarlar, sadece işlerini yaparlar; öyle başka türlü hareketlerle falan anılmakla işleri olmaz. onlara dersin ki, "bu golü yersin", hoop tutar; "o pası atamazsın", hooop atar; "oradan gol atamazsın, buradan gol atamazsın, şuradan gol atamazsın, bana gol atamazsın", hoooop sokar!

bu haftaki maçta Kerem L.'nin takımında kalecisinden savunmasına, orta sahasından forvetine işlerini yapan adamlar olduğundan maçı o kadar farklı kazandılar. bitirirken bu sefer de ben bir soru sorayım: rakip takımdaki Suarez'e adı benzer Suat'ı zaten görmüşsünüzdür de, Kerem L. takımının forvetinin üzerindeki İtalya formasını gördünüz mü? "hooooop..... "   

2014 27. hafta puan durumu



2 Temmuz 2014 Çarşamba

2. 7. 2014 tarihli müsabaka ESAME LİSTESİ ve KAPTANLARI

Bu hafta 12 kişilik yeter sayıyla müsabaka oynanacaktır. 12 kişinin tamamı kaptanlık çekilişine katılacak yeterlilikte bulunmuştur. Sezar beyin gözetmenliğinde Ayla hanımın yaptığı çekiliş Kerem L. beyin ilk seçici kaptan, Hüsnü Paşa'nın da diğer kaptan olmasıyla nihayet bulmuştur.


30 Haziran 2014 Pazartesi

2.7.2014 tarihli müsabaka kayıtları KAPANMIŞTIR

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

26 Haziran 2014 Perşembe

Hurşut'ça / İŞTE HOCALIK BU!

Hurşut Atamayır


Curitiba'daydım. Berezilya'nın 26 eyaletinden biri, Parana'nın başkenti, Berezilya'nın güneyinin en büyük şehri. "orada ne arıyordun?" diye soran olmaz diye düşünüyorum. Berezilya deyince aklına Dünya Kupası gelmeyecek olanın aklından şüphe ederim. peki neden başka şehirde değil de oradaydım? İspanya için...

dünya çapındaki ilişki ağım artık malum ama İspanya'yla daha yakın bir ilişkim olduğu daha da malum. gerçekten kral dostum Juan Carlos Alfonso Víctor María de Borbón y Borbón-Dos Sicilias tahtı bırakma açıklamasını konuşmak için İspanya'ya çağırdığında kapalı kapılar ardında "bir husus daha var Hurşut" dediğinde, "hayır olsun be Juan'ım" demiştim. Juan hafif mahcup, gözlerini yere çevirerek, "milli takım" dediğinde, "noooo" dedim, İspanyolca tabii: "bir daha bu yükü kaldıramam Juan, kusura bakma". "bir daha mı? ne alaka" diyen çıkacaktır. anlatıyorum. 

sene 2008. Avrupa Şampiyonası öncesi Juan yine aramış, "Hurşut, bu Del Bosque'yi takımın başına geçirdik ama bu herif bi halt edebilecek mi emin değiliz, şuna bir iki bir şeyler öğretsen" demişti. Del Bosque'yi gençlik günlerinden tanırım. Real'e transfer olmasına aracılık etmiştim. sonra Beşiktaş deneyiminde İstanbul'un önemli kebapçılarını, kasaplarını gösteren de hep benim. dedim, "Juan, gösteririm göstermesine ama sahnenin önünde o olacak. beni bilirsin, gizli kahraman olmak benim fıtratımda var." 

neyse, konuştuk, anlaştık, Del Bosque de pek memnun oldu. "şunu şöyle yapacaz, bu orada oynamaz, al şunu oyundan, sok bunu oyuna" telkinlerim işe yaradı ki, İspanya futbolu zirveye yükseldi: Avrupa şampiyonlukları, Dünya Kupası... hep perde arkasındaydım. hiçbir karede gözükmedim. ama sağ olsun Del Bosque vefalı adamdır, Dünya Kupası'nı aldığımız maçtan sonra "Hurşutçum, hiç değilse tek bir karemiz olsun" diyerek bir fotoğraf çektirdik.

o kutlu gün, Del Bosque kupayı gerçek sahibinin ellerine vermiş


sonra "artık kendi kanatlarınla uçabilirsin" deyip ayrıldım takımdan. fakat ne yazık ki, İspanya bensiz pek uçamadı. kupadan elendi gitti. takımı seyrederken gözümden dökülen iki damla gözyaşının resmi olsa da koysam (son maçı neden kazandıklarını da biliyorsunuz artık! bir noktadan sonra tutamadım kendimi, müdahale ettim yine; keşke daha erken gideymişim. neyse). 

bilirsiniz, yazılarımın altından mutlaka İletişimspor bağlamı çıkar. Curitiba'dan döner dönmez Bayrampaşa'da aldım soluğu. ulukaptan Kıvanç'ın takımını seyrettim. "yoksa o takıma da sen mi müdahale ettin de öyle farklı kazandılar" diye soran olabilir. onlara cevaben içimden dediklerimi yazayım: "işte hocalık bu," dedim, "teknik, taktik, bilgi, motivasyon, iman, şuur". benim herhangi bir müdahalede bulunmama gerek kalmamıştı yani!...