10 Mart 2014 Pazartesi

KADRO DÜZENLEMESİ HAKKINDA ÖNEMLİ DUYURU

Çok kıymetli İletişimspor camiası,

Yönetim olarak uzun zamandır kadro kurma sistemini yenilemenin, daha objektif ve dengeli kadrolar kurulabilmesinin yollarını aramaktayız. Bugün burada, Arjantin'de uygulanmaya başlayan ve büyük başarıya ulaşan yeni bir sistemi izah edip, oyunuza sunacağız.

Sistem, eskiden bildiğimiz adım alma sistemine dayanıyor. Malum, iki kişi karşı karşıya adım alır, adım almayı kazanan seçme önceliği kazanır ve karşılıklı takımlar kurulurdu. Bu sistemi günümüz teknolojisine uyarlıyoruz.

Şöyle ki:

Maça gelecek grup ortaya çıktıktan sonra merkez binamızda kura çekiyoruz ve iki kişi belirliyoruz (bu iki kişiye seçici diyoruz ve seçiciler her hafta değişiyor haliyle). Seçicilerden ismi önce çekilen, ilk seçme hakkına sahip oluyor. Maçtan önce, seçiciler, ellerinde kadro listesi olmak üzere, gözlerden uzak* bir yere çekilip, karşılıklı adam alma sistemiyle kadrolarını kuruyorlar. Yani aşağıdaki örnek listede, isimlerinin altına, seçtikleri oyuncunun yanına sırayla işaret koyuyorlar.
Yukarıda Sezar ve Fırat'ın seçici olduğu bir örnek liste görüyoruz.
Dolayısıyla, o haftaki maçta, takımlarının kaptanı da oluyorlar ve oyuncularına kafalarında kurguladıkları görev yerlerini, oyun şekillerini tebliğ ediyorlar.

Seçicinin/Kaptanın yetki derecesini ayrı bir oylamayla belirleyebiliriz. Sadece oyuncu seçmek ve kadro kurmakla sınırlayabileceğimiz gibi, o haftaki tüm dizilişi ve maç içindeki tashihleri, kısacası teknik direktörlüğü kaptana bırakabiliriz de. Bu duruma örnek gerekirse, "Ben Hüsnübey'i sağ bek oynamak üzere takıma aldım," diyorsa, o hafta Hüsnübey de sağ bek oynamayı kabul edecek demektir.

Bu sistemin, dengeli kadrolar kurmak ve her hafta farklı bir senaryoyu hayata geçirmek bakımından eğlenceli olacağı kanaatimiz vardır. Ama elbette son söz sizlerindir. Oyunuzu kullanmayı unutmayın.

*Seçicilerin kadrolarını tenhada kurmalarının sebebi, sona kalan, ön sıralarda tercih edilmeyen fitbolcu arkadaşların bundan haberdar olmaması.




12.03.2014 Tarihli Müsabaka kayıtları KAPANMIŞTIR

8 Mart 2014 Cumartesi

Hurşut'ça... / BEYOĞLU YERİNE SİNOP!

Hurşut Atamayır
Gümüşsuyu'nu sadece Beyoğlu'nda sanan nice gafil var. tek Gümüşsuyu orası onlara göre, başka Gümüşsuyu yok. oysa kazın ayağı öyle değil? "nasıl" diye soranlara, "sabret anlatıyorum" şeklinde cevap veriyorum.

misal taksiye bindiniz (ki taksicilerden hiç hoşlanmam), "çek bakalım Gümüşsuyu'na" dediniz. hafifçe daldınız, o da ne? Yeniköy ile karşı karşıya, kuzeyinde Beykoz, güneyinde İncirköy mahalleleri olan, Beykoz ilçesine bağlı bir semte geldiniz.  ne diyeceksiniz taksiciye? ben cevaplayayım, hiçbir şey. çünkü al sana Gümüşsuyu işte!

misal taksiye bindiniz (ki taksicilerden hiç hoşlanmam, demiştim), "çek bakalım Gümüşsuyu'na" dediniz. hafifçe daldınız, o da ne? Sinop'un Erfelek ilçesine bağlı bir köye geldiniz, ki Sinop'a 32, Erfelek'e 13 km uzaklıktadır. ne diyeceksiniz taksiciye? ben cevaplayayım, hiçbir şey. çünkü al sana Gümüşsuyu işte! 

bunları geçen Beyoğlu'ndaki Gümüşsuyu'nda ufak bir tur attığım için yazmıyorum. bunları, bizim yiğitler motivatör Kemal, diskocu Resul ve abisi Fırat, Kadir Ab'bey, Hüsnü Paşa ve mahdumu Bahadır efendi, bir de onca sakatlık yaşanınca kadroda kendine yer bulmuş Memet için yazıyorum. neden? zira bunlara "iyi oynadınız mı?" diye sorsanız, ağız birliğiyle "tabiiii" diyecekler, "3-0'dan 3-3'e getirdik, şanssızlık oldu". halbuki öyle mi? neredeeeee...

azim mi vardı, hırs mı vardı, istek mi vardı, arzu mu vardı? yoktu, yoktu, yoktu, yoktu...  bilhassa  durumu 3-3'e getirdikten sonra hepimiz hafifçe umutlanmıştık. heyhat, taksiciye "Gümüşsuyu'na" deyip Beyoğlu'na gittiğini sanırken kendini Sinop'ta bulan adam misaliydi hepsi. sonuç da ortada zaten. galibiyet kutlaması yerine hüzün, Beyoğlu yerine Sinop!

bitirirken daha da sert konuşayım, lafımı hiç sakınmadım. Amerika'da da bir Gümüşsuyu olduğunu hiç sanmıyorum ama içtikleri "ateş suyu"nun(!) etkisiyle bizi de kendileri gibi karanlık dünyaların oyuncağı sanan Balaban Abbas gibilerin birilerine yaranmak için yazdıkları yazıların nereden sipariş edildiğini çok iyi biliyorum...

6 Mart 2014 Perşembe

Tribün Eksperi Abbas / GÜZEL FUTBOL-KİRLİ EMELLER

Abbas Balaban
Son söylenecek lafı baştan söyleyeyim; Canbey'in takımı bu sene şampiyon olur!

Neden mi böyle söylüyorum?

Çünkü futbol basit bir oyundur.

Ama şakaya gelmez.

İşi ciddiye alacaksın.

Gol için giderken savunmanı da boş bırakmayacaksın.

Yardımlaşacaksın.

Arkadaşının açığını kapatacaksın.

İşte Canbey'in takımı bütün bunları yaptığı için şampiyon olur diyorum.

Ve çocukları tebrik ediyorum.

Önce rakibe bakalım: Şimdiye kadar yıldız seçilmiş Fıratbey, Resulbey o takımda (diğer ikisi, Hasanbey'le İnançbey sahada yoklar). Yılların tecrübesi, balkanların Maradonası Hüsnübey orada, mahdumu topcambazı, bomba şutör Bahadır bey o takımda. Yıldırıcı bir savunma için Kemalbey'le Kadir Ab'bey kale duvarı gibi maaşallah. Bir de yeni transfer Mehmet ki, en çok onu beğendim...

Maç sert başladı. Dengeli oyun uzun süre "futbolun meyvesini" vermedi.

Fakat Canbey'in takımı ağırlığını hissettiriyordu.

Nitekim Erkanbey'in soldan çıkışıyla ilk golü buldular. Ardından iki gol daha atıp 3-0'la devreyi kapadılar.

İkinci devrede Sezarbey'le Müçübey'in sağ taraftaki uyumsuzluğu bir bocalamaya sebep oldu ve müsabaka 3-3'e geldi.

Ama oyun bu skoru göstermiyordu, zaten devamı da gelmedi. Canbey'in takımı yeniden oyuna ağırlığını koydu. Fark açıldıkça açıldı. Artık son bölümde üçe bir, dörde bir (bir derken müdafayı değil kaleciyi kastediyorum, yanlış anlaşılmasın. Ama üçün içinde bir kaleci olduğu bir pozisyon bile yaşandı) pozisyonlar oldu, kaçtı. Aslında son bölümde, rakip tamamen dağıldığı için maçın keyfi de kaçtı. Tabii Hurşut'un keyfi de...

Şimdi elbette Amerikya'dan uzanan birtakım futboldışı kirli eller Hüsnübey'i maçın yıldızı seçmek için illegal oylar kullanacaklardır. Kullansınlar.

Ben oyumu Erkan, Kerem L., Şiar üçlüsünden birine kullanırdım...

Ama elbette, futbolu kirletmek için karanlık mevzilerde fırsat bekleyenler hiç eksik olmamıştır başımızdan.

Onlar... Neyse konuşmayacağım...

Bu işin içinde Hurşut da var mı, ben onu merak ediyorum...

3 Mart 2014 Pazartesi

Hurşut'ça... / BİR DRAM NERELERE SAVURUYOR...

Hurşut Atamayır
iyiyim! "yurtdışında mıydın" diye soranlara, "hayır, yurtiçindeydim" diyorum; İstanbulumuzun güzide semtlerinden Bahçelievler'deydim. "ne işin var yahu" orada diye soranları cevaplamadan önceyse semt hakkında size biraz bilgi vereyim. malum, bazıları gurme yazarı olmaya karar verdi, biz de altta kalacak değiliz elbette...

Bahçelievler, İstanbul’un Avrupa yakasındadır. güneyden Bakırköy’e, batıdan Küçükçekmece’ye, kuzeyden Bağcılar’a ve doğudan Güngören’e komşudur. 1992 yılında Bakırköy’den ayrılarak ilçe olmuştur. yüzölçümü 16.7 kilometrekaredir. Bahçelievler İlçesi, Cumhuriyet, Çobançeşme, Fevziçakmak ve Hürriyet mahallelerinin Yenibosna bölgeleri, Kocasinan, Siyavuşpaşa, Soğanlı, Şirinevler, Yenibosna, Zafer ve Bahçelievler olmak üzere 11 mahalleden oluşmaktadır. Bahçelievler’e bağlı bucak ve köy yoktur. 1950’li yıllara kadar bugün Bahçelievler ilçesinin bulunduğu bölgede Kocasinan ve Yenibosna köyleri vardı. Bahçelievler’in bulunduğu kesim, Bakırköy’ün O-1 karayolunun (eski E-5) kuzeyine doğru büyümesiyle oluşmuştur. Bahçelievler’in nüfusu da, komşu ilçelerinin nüfusu gibi, 60’lı yıllardan itibaren çok hızlı bir artış gösterdi. 1960 yılında 8.500 olan nüfus, 5 yıl sonra 1965 yılında 20.881’e çıktı. 1975 yılında ise Bahçelievler’in nüfusu 100 bini aşıyordu...


peki ben ne arıyordum Bahçelievler'de? seyyah yanım ağır bastı da, birileri gibi maçı seyretmeye gitmeyip "adammm sen de, yediğim içtiğim yerden üç-beş bir şey uydurur yazarım" mı dedim? tabii ki hayır. sabredin, anlatacağım.

maça gittim. Angaralı Kıvanç'ın çektiği ıstıraba tanık oldum, gözlerim doldu: zayıf haline aldırmadan mükemmel bir şema kurmuşsun, takım saat gibi işliyor, tiktak sesleri Can B. ve arkadaşlarının kulaklarında çınlıyor, durum 3-0 olmuş bile. Romalı Sezar'ın sesi kesilmiş, domates güzeli Hasan kızarmış, toktor Kerem L. "bari uzmanlık sınavlarına çalışayım" moduna geçmiş, Müçü efendi silik, Hüsnü Paşa'yla uzun Erkan maçtan önceki atıp tutmaları boğazlarına kaçacak diye üzgün...

fakat o da nesi, Kadir Ab'bey olsun, İnanç efendi olsun pozisyonlarını muhafaza etmiyorlar, laylaylom havasına girmişler. genç Resul zaten geçen hafta siteye koyulan resimden belli aklını futbol dışı ışıltılı dünyalara kaptırmış. Fırat efendi zaten Resul'un abisi, yani... Bahadır'ı beğendim ama ne yapsın çocuk.

velhasıl kağıt üstünde gözüken sahaya da yansıyıverdi. rakip takım galibiyeti aldı. aldı almasına ama o kadar fark yapmışken sanki kupa alacakmışcasına yakalandıkları "daha çok atalım hırsları" beni o kadar kederlendirdi ki, daha fazla dayanamayıp maçı terk ettim.

arabayı vurdum Londra Asfaltı'na. fakat Uzun Adam'ın konvoyuna denk gelince ilerlemek mümkün olmadı. bir ara dalmışım, baktım konyovla birlikte Bahçelievler'e kadar gelmişiz. "şuradan sağ sol yapıp kaçayım" derken bu sefer Çare Sarıgül otobüsleri sıkıştırdı, "aman abi bir yere bırakmayız"... gençlerin hatırını kıracak değildim. Süreyya efendiden gelen teklifi de geri çevirmedim. Devlet reis "bunlar hortumu gendilerine bağladılar, gendilerine, ne hortumu ganalizasyon borularını" derken yeter artık yahu deyip ayrıldım Bahçelievler'den. gelişimiz de bu saati buldu işte... 

05.03.2014 tarihli müsabaka başvuruları KAPANMIŞTIR

27 Şubat 2014 Perşembe

Tribün Eksperi Abbas / ZEVKİN BEDELİ

Abbas BALABAN
Evvelsi gün, ODTÜ yılın spor yorumcusu ödülünü almak  için Ankara'daydım. Ne var ki, ODTÜ yolu açılmamış olduğu için şehir merkezinde bloke oldum, Ankara'ya kadar gittiğim halde ödülümü bizzat alamadım. Canım buna sıkılmış halde, maça yetişmek üzere havaalanına koştum. İstanbul semalarına girmiştik ki, bu kez de, üçüncü havalimanı hazır olmadığı için uçağı Sabiha Gökçen'e indirdiler. O ne sapa yer öyle kardeşim!

Bir taksiye atlayıp hızla maça yetişeyim derken üçüncü köprüde takıldım kaldım! Ayakları dikmişler, yol mol yok. Oralı bir balıkçının teknesiyle Garipçe tarafına ulaşana kadar, anlayacağınız, maçı kaçırdım. Bari televizyondan izleyeyim diye Anadolu Kavağı taraflarında Kahraman adında bir lokantaya girdim.

Kalkanı meşhurmuş, ama bizim alışık olduğumuz gibi tavada değil, kömür ateşinde bütün olarak pişiriyorlar. Olmaz demeyin, bakın, ben dedim;

dedim ama Şef garson Zihni Bey bana göz kırptı, "hele bir deneyin, Abbas bey," dedi.

Zihni Bey işini biliyor, balık kültürüne de son derece hâkim.

Ben 62 yıllık hayatımda böyle bir kalkan yemedim sevgili dostlar. Enfesti. Lakin balığa sıkmak için limon istediğimde Zihni Bey'den küçük bir azar daha işittim. Sıkılmazmış.

Ahtapotun kolundan bir ızgara yapmışlar, "aman Abbas beyciğim," dedi Zihni bey, "vallahi kimselere vermiyoruz, size özel..." Şahaneydi... Hamsi ızgaranın böylesini ben Trabzon'da yemedim.

Bu arada maç başlamış, ben yemekten kafamı kaldırıp da ekrana bakana kadar da 2-0 olmuş. Nartallo kılıklının gol sevinciyle santraya koşuşunu gördüm.

Bu maç kopmuş arkadaş diye yemeğe konsantre oldum. Zihni Bey, kendi yetiştirdikleri domateslerden getirdi, kokusu beni 70'lere götürdü... Zeytinyağını kendi yapıyor, sirkesini kendi yapıyor. Bunlarla hazırladığı domates salatasının da tadı bambaşka oluyor haliyle.

Getirdiği o lezzetli ekmeği soğanlı domatesin sirkeli suyuna batıra batıra yerken kendimden geçmişim. Kafamı tekrar televizyona kaldırdığımda, Nartallo kılıklıyı sağa sola bağırırken gördüm. Köşede skoru görünce gözlerimi ovuşturdum, masadakilere kendimi çimdiklettim.

Nartallo'nun takımı 5 olmuş ama bizimkilerin karşısında 14 yazıyor!

Kalan 10 dakikada kaç tane daha attılar ben sayamadım.

Tabii Hurşut geldi aklıma, ben ona en çok mor rengini yakıştırırım.

Bu arada maç bitti, ben de hesabı istedim.

Galibiyetin keyfi bilmiyorum benim yüzüme vurdu mu...

Ama hesabı ödedikten sonra ben de Hurşut'un morundan geri kalmıyordum
.

2014 9. hafta puan durumu



26 Şubat 2014 Çarşamba

26.02.2014 tarihli müsabaka kadrosu*


* Toplam 13 başvurunun ikisi Canbey'e olduğundan ve ikinci başvuruyu yapan kişi bulunamadığından geçerli 12 başvuran ve geçtiğimiz haftaki gibi Resul ve Mahmut beylerin ilavesiyle kadro teşekkül olunmuştur. Takımlarım bu şekilde düzenlenmesini ise eşbaşkanlardan Kıvanç bey bilhassa rica etmiş ve bu kadroyla rakip takımı rahat rahat yeneceklerini iddia etmiştir.

Canbey adına ikinci başvuruyu yapanın ortaya çıkmaması, dışarıdan da siteye giriş mümkün olduğundan, rejimi tehdit altına sokmuş ve yönetim bu durumu ciddiyetle ele almak durumunda kalmıştır. Dış odakların hain saldırıarına karşı, yönetim, bundan böyle kadro başvuruları yapılırken e-mail belirtmek gerekliliği yasa tasarısını hazırlamış, bunu kamuoyuna sormaya hazırlanmaktadır. 

Ne mutlu İletişimsporluyum diyene.