4 Nisan 2014 Cuma

İletişimspor'da yeni bir "süper güç" mü doğuyor

Mahmut Bavulsu
(BAYRAMPAŞA) İletişimspor teritoryasında geçmişten bugüne etkin bir yeri olan Abbas sülalesinin yeri bugünlerde tartışılır hale geldi.

Hükümet kurulduğundan beri Abbas sülalesinin lideri Hüsnü Paşa geri planda kalmaya özen gösteriyor. Fakat geri planda da olsa kamuoyu Abbas sülalesinin varlığından her daim güç almış, kendini güvende hissetmiştir. Maalesef bir süredir, sülalenin ciddi biçimde kan kaybettiğini, acil bir durum olduğu halde bile müdahale edecek gücü kalmadığını söyleyen bir grup var. Bu haftaki müsabaka esame listesi ortaya çıktığında bu görüş kamuoyunda da etkinlik kazandı. Bazı vatandaşların huzursuz olduğu gözlemlendi.

Bilindiği gibi Abbaslar bünyesinde bir süredir bir karmaşa yaşanıyor. İletişimspor teritoryasının etkili isimlerinden Sami Abbas iş nedeniyle devamsızlık yapmaya başlayınca gözden düşmüş, bu arada Kadir Abbas'ın konumu ağırlık kazanmaya başlamıştı. Ozan Abbas'ın aniden okula gönderilmesi, Bahadır Bey'in kronik topuk rahatsızlığı ve Hüsnü Paşa'nın bile son zamanlarda sıklaşan Sapanca ziyaretleri nedeniyle, temsiliyet düzeyinde gedikler verildiği biliniyordu.

Bu haftaki esame listesi açıklandığında ise derin bir şok yaşandı: Hüsnü Paşa, Bahadır ve Kadir'den ibaret Abbas sülalesinin karşısında, Fırat Deniz, Resul Deniz, Kadir Deniz ve Hasan Deniz'in yanı sıra, izleyici konumunda da olsa, Deniz Deniz isimli şahısın iştirakiyle, Abbaslar azınlıkta kalmıştı.

Müsabaka herhangi bir müdahale olmaksızın oynandı.

Fakat müsabaka sonrasında, esame listesini gören Hüsnü Paşa'nın derhal kurmay heyetini topladığı ve bu gidişata bir son vermek üzere kollarını sıvadığı gelen haberler arasında. Alınan bir dizi tedbire göre Ahmet Abbas'ın yeniden golcü olarak rehabilite edilmesi, yanı sıra Bahadır Bey'den bir çocuk yapması ve ismini Abbas koyması istendi.

Paşa'nın, Ozan Bey'in okulla ilişkisinin derhal kesilmesi emrini verdiği, ancak Ozan Bey'in bu durumdan hoşnutsuz olduğu söyleniyor.

Öte yandan Deniz sülalesinin ilerleyişini önlemek üzere hükümete bir telgraf gönderildiği de kulislerde konuşuluyor.

Deniz aşiretine yakın kaynaklara göre ise, hadiseyi, aşiretin Kadir Abbas hamlesine karşı Kadir Deniz'i özellikle seçtiği şeklinde okumak gerekiyor.

PEKİ HÜKÜMET KANADI NE DİYOR?

İletişimspor hükümeti eşbaşkanlarından Kadir Kıvanç Bey, geçtiğimiz hafta bir açılış vesilesiyle bir araya geldiği basın mensuplarına "bu tarz çekişmelerin içine çekilmek istenmelerinin ardında kasıt aradıklarını" ifade etti. Kurucu Abbas sülalesiyle iyi ilişkilerinin asla bozulamayacağının altını çizen Kıvanç Bey, Kadir Deniz'i resmen tanımadıklarını söyledi. "Kadir deyince, biz Kadir Abbas'ı anlarız" diyen eşbaşkan, "sözde Kadir Deniz" konusundaki tavırlarının net olduğunu, Hüsnü Paşa'nın İletişimspor'a hizmetlerini aynı yolda ilerleyerek artırmak istediklerini açıkladı.

Öte yandan, eşbaşkanın adının da Kadir olması ve bir süredir kardeşi İnanç Bey'i kadroya aldırmış olması bazı kesimlerin tepkisini çekiyor. Ümithocaefendi çevresinde örgütlenen bu kişiler, İletişimspor'un gidişatını iyi bulmadıklarını, maçlara gelmek için Hüsnü Paşa'ya telefon etmenin daha doğru olacağını söylüyorlar.

3 Nisan 2014 Perşembe

Tribün Eksperi Abbas / VEFA

Abbas Balaban
Kaptanların Suat ve Hasan seçildiğini duyduğumda bir gülme geldi, ne yalan söyleyeyim.

Ezeli rekabeti bu boyutlara taşıyan yönetimi kutlayasım geldi.

Evet itiraf edeyim, önce bir özür dilemem gerekiyor.

Federasyonun yeni sistemini eleştirdim bu sütunlarda.

Ancak gün geçtikçe görüyoruz ki, her şey genç çocukların ön gördüğü yolda gidiyor.

Evet, önce birtakım aksaklıklar oldu.

Önce Fırat bey takım kurdu, başarısız oldu.

Ama ikinci hakkında başarılıydı.

Sonra Hasan Bey kötü kadro kurdu.

Dün yine onun seçildiğini duyunca eyvah dedim.

Hele kadroları görünce endişem bir kat daha arttı.

Ama maç başlayınca gördüm ki, Hasan bey iyi kadro kurmuş.

Çok çekişmeli bir maç oldu.

Hasan beyin takımı oyuna hâkimdi.

Tam 5-4 kazanıyorlardı ki, gençlik heyecanı, müdafayı unutma gafletine düştüler;

Son dakikada iki gol birden yiyip 6-5 mağlup oldular.

Şimdi kimi diyecek ki maçın yıldızı iki gol atan Fırat...

Bir diğeri, Erkanbey müthiş oynadı diyecek.

Mağlup takımdan adam seçmeye kalkanlar olacak.

Ama benim gönlümde bambaşka bir isim var!

Müsaade edin açıklayayım:

Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş...
Kalbimizdesin

Kerem kardeşim azmetti ayağımı skiyim diye.

Her maç, her maç söyledi durdu...

Sonunda başardı.

Hem menüsküsü yırttı, hem yan bağlarını...

Hem de kemiğine zarar verdi.

Geçmiş olsun kardeşim.

Yıldızımı sana veriyorum.

2014 14. hafta puan durumu



2 Nisan 2014 Çarşamba

02.04.2014 tarihli müsabaka kadro teşekkülü, kaptanlar ve TAKIMLAR

14. hafta müsabakasına 11 kişilik katılım gerçekleşmiştir. Eksik yerler için Resul bey ve Kadir Deniz beye görev emri verilmiştir. Son olarak da, paten kazası nedeniyle iki aydır müsabakalara katılmayan Suat beyin* katılımı gerçekleştirilmiştir (Yönetimimiz, böyle bir günde bile 14 kişiyi tamamlamış olmanın gururunu taşımakta olduğunu gizleyememektedir).

14 kişi tamamlandıktan sonra kaptanlar çekilişi yapılmıştır. Aşağıda, çekilişin videosunu izleyebilirsiniz.



Yukarıda görüldüğü gibi, kaptan çekilişinden ilk konuşma hakkı Suat Bey'in olmak üzere Suat ve Hasan beyler çıkmıştır ve aşağıdaki esame listesine ulaşılmıştır:


Her iki kaptanın da merkez binamızda görevli olması sonucu takımlar müsabaka saati beklenmeden alınmış ve aşağıdaki nihai durum teşekkül olunmuştur. İyi maçlar dileriz.


28 Mart 2014 Cuma

YAZI DİZİSİ / HALI SAHA FUTBOLU (4)

Beden ve terbiyeci Prof.  Dr. İSMAİL KERPİÇ
Uzun yazı dizimizin sonuna geldik, bu hafta, geçtiğimiz hafta kaldığımız yerden başlayarak mevzuyu kapatıyoruz.

TOP KAPTIRMA

Halı saha futbolu kolay bir oyundur diye yazmıştık, bunu şöyle açabiliriz:

Amaç gol atmaktır, bu amacı engelleyici unsurlar izah etmeye çalıştığımız gibi, son derece gevşektir, çoğu zaman yok seviyesindedir. İşi zorlaştıran, yardım kabul etmeme zihniyetidir.

Hücuma kalkan bir takım, nihayetinde topu tek kişi kullanacak olsa da, bütün unsurlarıyla ileri çıkar; belki top gelir ümidi, halı saha topçusunu her daim sahada tutan yegâne ama fuzuli bir umuttur. Ekseriyetle böyle de olur. Takım bir bütün olarak ileri çıktığında, topu götürme işini üstlenen kişi, gidebildiği yere kadar kendi götürmeye çalışır, gidemediği yerde de topu kaptırır.

Cengâverâne bir koşuyla götürmeye çalıştığı topu kaptırdığında üstüne ani bir durgunluk çöker, ellerini beline koyup yere bakarak kendi etrafında döner ve ağır adımlarla dönüş yoluna çıkıp olacakları izlemeye başlar. Bir yandan da, içinde kendi olmayan birtakım unsurlara, belki dış mihraklara veryansın etmektedir...

Bu esnada olacaklar da aşağı yukarı şöyledir: Topu kapan taraf, golü atmaya hevesli 4-5 oyuncusuyla, ileri çıkamamış tek savunma oyuncusu ve biçare kalecinin üstüne doğru gider. Top elbette, topu kapan oyuncudadır ve tek savunma oyuncusu da gayri ihtiyari ona doğru hareketlenir. Sahanın öbür yanında, yani savunma tarafından kimsenin olmadığı yanında, birkaç futbolcu aniden gelen bir enerjiyle rakip kaleye doğru harekete geçmiş, top gelirse ne yapacağının hayallerini kurmaya başlamıştır.  

İşte böyle akınlarda, topu taşıyan oyuncunun topu o tek savunma oyuncusuna kaptırdığı nadir değildir – hatta belki bir halı saha kanunudur ve bir savunma oyuncusunun yegâne zafer imkânıdır.

Kaptırmamayı başaranlar da, evvelki bölümlerde andığımız karizmatik golün peşinde, tercihlerini mesafeli bir şuttan, yahut kale çizgisine kadar inmekten yana kullanırlar. Çok yardımlaşmacı olanlar en uzaktaki arkadaşa falsolu bir orta da kesebilirler[1].

Şutu az farkla dışarı gidenler yahut kaleciye estetik bir kurtarış yapma imkânı verenler, hele direkte patlatanlar çok doğru bir şey yapmış gibi “nasıl kaçtı be!” bakışı atarken muhakkak incelenmelidir: İki el iki yanakta, ağız yarı açık, gözlerde ıslak bir mutluluk ifadesiyle, tek tek bütün takım arkadaşlarının gözünde bir takdir ifadesi ararlar… lakin çoğu zaman bulamazlar.

TOPÇU NAMUSU

Halı saha topçusunun namus ölçütlerinden biri, geriye oynamamaktır. Çünkü bu, işi fazlasıyla basitleştirir ve tadını kaçırır. Çeşitli vesilelerle temas ettiğimiz gibi, gerçek futbolda esasen, rakip takımdan top kapmaya dayalı bir anlayış mevcutken, halı sahada top kapma mücadelesi en önce takım arkadaşlarına karşı verilir. Elbette rakiple de bir mücadele yok değildir. Dolayısıyla top son derece kıymetlidir ve onu ele geçiren oyuncu asla ve kat’a bir geri pasıyla tatmin olamaz; dünya tarihine geçecek bir gol yaratmanın piyango biletidir o, hiçbir suretle çöpe atamaz.

Bu nedenledir ki, örneğin savunmada baskı yiyen futbolcu, yediği baskı nedeniyle sahanın çeşitli yerlerinde bir tenhalık olması gerektiği mantıki sonucunu çıkarıp topu oralara atabilecek, gerideki yüzü dönük arkadaşlarına pas atmak gibi delilik belirtileri göstermez. Baskı yapanlara karşı bir iki çalım girişimiyle topu kaptırıp; gol olmamasını rakibin kendi kendine çıkaracağı zorluklara bağlamayı tercih eder[2]. Gol olursa da olur, en nihayetinde, bir “pardon” meseleyi halledecektir.

SONUÇ

Halı saha futbolunu, akrabası gibi göründüğü gerçek futbolun kolektif mantığından uzaklaştıran temel neden, bir hedef birliği olmamasıdır. Takımdaki oyuncu sayısı kadar hedef olunca, esas rekabetin takım içine kaydığı, dolayısıyla kavgaların çoğunlukla rakip takımla değil, takım arkadaşlarıyla yaşandığı, ama yine de gollerin ve galibiyetin bir takım olarak kutlandığı garip bir oluşum çıkar ortaya.

Evet, kazanan takımda olmak bir memnuniyet duygusu yaratır ama, hangi takımda olduğu fark etmeksizin, sadece gol atanlar, karılarının yanına muzaffer bir edayla dönme ayrıcalığını yaşarlar.

Gerçek futbolda hedef birliğini sağlayan ve oyuncuların bireysel tercihlerinin takım faydasını zedelediği durumları cezalandırma yöntemiyle yönetme yetkisi olan bir komutan vardır: Teknik direktör. İki takım arasındaki adaleti sağlamak için bir “hakem” söz konusuysa, bir takımın içindeki adaleti de teknik direktör sağlar; bireysel tercihlerin dozunu ve dengesini ayarlar.

Halı sahada teknik direktör yoktur, bazen bu role soyunan oyuncular olabilir. Bu tip oyuncuları maç esnasında sürekli konuşmalarından ve herkese ne yapacağını söylemelerinden ayırt edebiliriz. Takım duygusunu artırmak ve bireysel çıkıntılıkları engellemek gibi bir göreve soyunduklarını düşünürler.[3] Ama çoklukla bu şahısların diğer oyuncuların egolarını kendi egolarına biat ettirmeye çalıştıkları vâkidir. Bunu gizleyemeyenler oralarda pek barınamazlar. Kimi oluşumlarda doğadan gelen bir itibarları vardır ve bu halleriyle kabul görürler, yahut idare edilirler. Kimi oluşumlarda ise bu role kendi inisiyatifleriyle soyunanlar sonunda sağlam bir dayak yemek suretiyle normalleşmek zorunda kalırlar.




[1] Pilgrimson, Ottman, Barriers ahead of short thinking, Pinguin, 2001.
[2] Aypardon, Fuat, Toplu Hücum Derkenki Top Bildiğimiz Top mu? Kayıkhane, 1993, c. IV, s. 1321.
[3] Belge, Cihan, A.g.e., 2003, s. 59-61.

27 Mart 2014 Perşembe

Tribün Eksperi Abbas / 4-0

Abbas Balaban
Söylüyoruz arkadaş, federasyon icat çıkarmasın! Bakın üçüncü haftadır, Müçübey'i, Bahadırbey'i zulüm gibi kadrolarda mücadeleye zorluyorsunuz. O Kerem L. olacak bey ise her hafta safahat sürüyor.

Gerçi bu hafta kadronun sorumlusu bizzat Bahadır beydi. Üstelik ilk seçme hakkı elindeydi... Yaptığı kadroya bakın!

Eskiden olsa, Canbey kadroyu yapacak, akabinde kadrolar hakkında şimdiye kadar hiç konuşmadım diyen Hüsnü Bey'in bir iki uyarısıyla kadro düzeltilecek; sahaya gelindiğinde Müçü ve Kemal beylerin son itirazları üzerine yapılan tashihler neticesinde olabilecek en dengeli kadrolar karşı karşıya gelecekti. Şimdi ise her hafta bir meczubun aklından çıkma hilkat garibesi takımların mücadelesini izliyoruz. Bu koşullarda da, 4-0 gibi halı saha futbolunda 1000 yılda bir görülecek skorlara şaşmamak gerekir.

Hayır yanlış anlamayın, 4-0'lık skor sahadaki futbolcuların günahı değildi, Bahadır beyin bile değildi. Bunun bir sorunlusu varsa, federasyondur; açık açık söylüyorum.

Aslında Bahadırbey'in takımı sahada, kâğıt üstünde olduğundan daha iyi bir görüntü çizdi. Güç farkını uzun süre sahaya yansıtmadı. Öyle ki, ilk devre 0-0 bittiğinde kaçan goller bile onların lehineydi. Ta ki ikinci yarıda, Sezarbey'in attığı ilk gole kadar.

Fakat her halükârda, evet golden sonra hafif hafif baskı yemeye başlasa da, Bahadırbey'in takımı da son 10 dakikaya kadar oyun disiplinini kaybetmedi.

Bahadır beyin iki defa elinden kaçırarak yediği ikinci gol bir komediydi, son gol düdükle birlikte geldi; baktığınızda, Bahadırbey'in, Fıratbey'in kaçırdığı onca pozisyon; yani iyi mücadele ettiler.

Kısacası, 4-0'lık skora rağmen gönlüm maçın yıldızını mağlup takımdan seçmeye gidiyor. Lakin düşünüyorum; onlardan birini seçmek de diğer birine haksızlık olacak, çünkü iyi yaptıkları şeyi takım olarak yaptılar.

Biraz daha düşünüyorum, galip takımda Kerembey'in oyun kuruculuğu takdire şayandı...

Ama biraz daha düşünüce  Osmanbey'in oyun disiplinine duyduğum hayranlık ağır basıyor sanki...

E ama baktığınızda, dengeli giden maçı çeviren golü atan Sezarbey... Üstelik takım kaptanı...

Düşündükçe kafam karışıyor sevgili okur!

En iyisi, hiç düşünme, bas geç Sezar'a diyorum...

Düşünme, bas geç!

2014 13. hafta puan durumu



26 Mart 2014 Çarşamba

26.03.2014 tarihli Kadro ve KAPTANLAR

12 geçerli başvuruya ek olarak Resul ve Murat beylerin katılımıyla 14 kişilik müsabaka kadrosu tesis edilmiş; devamlı katılımcı 12 kişi arasından yapılan çekilişte ilk söz hakkı Bahadır'ın olmak üzere Bahadır ve Sezar* beyler seçilmiştir. Katılımcı listesi ve kaptanlar aşağıdaki gibidir. Takımlar, Bayrampaşa tesislerimizde teşekkül olunacaktır.



* Çekiliş iki eşbaşkan, sezarbey ve dünya üzerinde tek resmi lisans taşıyan kaleci namıyla bilinen tuğrul beyin şahadetinde yapılmış; üç hafta üst üste üçüncü defa Fıratbey'in çıkması üzerine çekiliş tekrar edilmiştir (bilindiği gibi, yeni kurala göre bir oyuncu üst üste iki hafta kaptan olamıyor).